Nerede bu fikirler?

önemliii

 

Fikir nedir?

TDK’ya göre düşünce, yazar’a göre anlatılacak sayfa sayfa öykü, macera, boyut, ne derseniz o.

Yazar kişisi fikirleri kelimelere dökebilen insanoğludur.

Peki nerede bu fikirler?

 

Dış Ses: Vıyuvvv fikir isteyen yazar siz misini?

Yazar: Ee evet benim.

Dış Ses: Alın size 949484575772 kaçıncı boyuttaki bilmem ne galaksisinden fikir getirdik. Oturun yazın.

Yazar: Sağolun abilerim varolun. Ohoo fikre bak ya, neler yazılır bunun hakkında ama.

picture14602165646953İşte fikirler burdan geliyor, kredi kartına 9 taksit imkanıyla boyutlar arası fikir alışverişi.

 

Kendime not: İleride ticarete dönüştürülebilecek bir fikir. (Alın size fikir, fikir sıkıntısı çeken yazarın imdadına yetişen galaktik emmiler.)

Rochefoucauld’un ‘ Ciddiyet, zihin eksiklerini gizlemek için icat edilmiş bir tavırdır.’ sözünün arkasına sığınarak gayri ciddi üslubumla fikir arayışlarımıza devam edelim.

Sevgili okurlar fikirler çevrenizde. Yazarlar sahildeki bir kayanın üzerinde oturup ufka bakarken ah işte bir fikir buldum hemen gidip harika bir roman yazıyım demiyorlar. Fikir dediğimiz oldu gündelik rutik hayatımızda. Evet evet o sıkıcı metrobüs yolculuklarında yada semt pazarındaki domates tezgahında, balkonda yeşil erik yerken sokakta oynayan çocuklarda. Kulak misafiri olduğunuz bir dedikoduda yada dolmuşta çalan bir müzikte. Etrafınızdaki herşey sizin yegane hazineleriniz yani muhteşem fikirlerinizdir. Çevrenizde olup biten şeylere nasıl baktığınız önemli. Gerisi biraz kurgu biraz kelime cambazlığı. Diyelimki dolmuşa bindiniz, arkanızda oturan başka bir yolcunun telefonu çaldı. Kadın ‘ Niye’? diye sordu ve hemen arabadan indi.

Basit bir soru ‘Niye’ sizin fikriniz olabilir. ‘Niye’ hakkında sayfalarca yazabilirsiniz.

Fikir avı yolculuğunuzda not almayı sakın unutmayın ve çevrenizi dinlemeyi alışkanlık haline getirin. Dinledikçe üretmeyi öğrenebilirsiniz.

Bol yazılı günlere.

 

Tek Ortalı Defter

Çocukken buz pateni yaptığımı hayal ederek defter yapraklarıyla halıda kayardım. Dayımın odasındaki posterlere bakınca, bazen Amerika’nın Prensesi olduğumu düşünürdüm. İlkokulda saçımı beyaz tebeşirle boyayıp, öğretmenimi ismimin Cindy Barbie olduğu konusunda ikna etmeye çalıştığım günün akşamı, annemden yediğim tokatla bu hayallere bir süre ara vermiştim. Ah anneler ah. Annelerin bedduası tutmaz, tokatları acıtmaz derdi Nebiye Teyze. Saçımın halini gören annemin selamını ileten beş kardeş havadan kıvrak hareketlerle pike yapıp üzerime uçtuğu zaman bildiğin canım acımıştı. Hani patronun bir sunum hazırlamanı ister de tüm gece, keltoşa yaranıp yıl sonunda zam kopartma hayalleri ile bol bol nikotin ve kafein ürünleri tüketerek sabaha kadar çalışırsın ya. Bitirdiğin zaman etraf buram buram‘BEN YAPTIM’ kokar. Patron aman allahım sen ne büyük bir cevhermişsin diyecek sanırsın ve büyük bir heves ile odasına gidersin. Tüm gece uyumadığın için kaymış tipini biri uzun biri kısa eyeliner ile gizlemeye çalışmışşındır. Dudaklarında en sahtesinden bir tebessüm ile tipsiz herif sunum dosyana göz atarken sen altına kaçırmamak için bacaklarını makas yapmış, el pence divan haşmetlinin karşısında saygı ile karışık boktan bir halde beklersin. Aniden adamın ‘ Şuralara EDIT gerekiyor biraz CUT yapalım bence. Hmm sonra biraz daha VISUAL olalım böyle çok DULL olmuş prezentasyon’ demesi ile yüce gönüllü atalarımızın böyle insanoğulları için zamanında esaslıca düşünüp bulduğu nacizane atasözünü hatırlarsın:

‘ Eşek hoşaftan ne anlar. Suyunu içer, tanesini bırakır.’

Tabi bu durum için söyle bir söylemimiz de var:

‘ Hayaller Paris, gerçekler Malatya.’

Zenginliğini sevdiğimin Türkçesi. Wittgenstein üstat ne güzel demiş; dilimin sınırları dünyamın sınırlarını belirler diye. Egomu yerlere bırakamam diyorsanız 2’yi, ego da neymiş, fakirin egosu mu olur? diyorsanız 3’ü tuşlayınız. For english press 9. Annemin ani ve kıvrak bilek hareketleriyle gayet savunmasız bir şekilde yakalandığım tokat faciasından sonra benim durumuma hüzünlerim ve hayalkırıklığım ile 2’yi tuşladım. Bir de anne söz bahis ise öyle dolaylıda olsa eşek demek pek naciz olmayacaktır. Sevgiler, saygılar, büyüklerimize her daim hürmetler, hepiniz AEO, KIB. Tokatın fiziksel şiddetinden çok, manevi katkısınından bahsetmek isterim. O tokatla büyüklerin aslında hayal dünyasından bi haber olduklarını anlamıştım. Belki çocukken onlar da hayal kuruyorlardı ve anneleri de istemeden onların kurdukları hayalleri kışkışlıyorlardı. Düngü gibi kabul edelim, ilk tokatı atanı başlattı bu lanet kuraklığı. Şimdilerde tokat, karmaşayı bastonunu havaya kaldırarak herkesi sus pus eden bir büyük büyük dede edasıyla takılıyor. Pek umursanmasa da , hep orada. Olay çözücü vol. IMDB puanı 9.9. Yani efsane.

Esasında günümüzde anne babalar ilginçlikleri neşe ile karşılıyorlar. Çocuk biraz koltukta zıplasa hiperaktivite teşhisi koyup çocuğun üstün zekalı olduğu iddasıyla doktora koşuyorlar. Sonra üstün zekalı sanılan çocuk, kuduk bir şekilde kafasına göre yaşarken mutlu mutlu onu izliyorlar.

İş yerindeki bir arkadaşımın kızının turuncu kafalı ve mor gözlü hayali bir arkadaşı vardı. Bunu ilk anlatırken salgıladığı endorfin hormonunun kokusu odayı kaplamıştı, Rosalinda’nın Fernando Jose’ye bakan gözleriyle mutlu mesut bu gariplikten çılgınca zevk alıyordu. Psikolog, çocuğun hayal ve gerçek dengesini bozmamak için,bir süre için akşam yemeklerinde bu tuhaf hayali arkadaş için de bir tabak koymaları gerektiğini söylemiş. Geçen gün 12 ay öncesinden satın aldıkları avantajlı yaz tatili paketinin, 8. taksiti öderken dert yanıyordu. Küçük kızına tam da hayali arkadaşının gerçek olmadığını söylemeye hazırlanırken, kocasının tokatı bu işe daha çabuk ve kalıcı bir çözüm getirmiş. Meğer küçük kız, babasının taksitlerini, yeni sürüm çıkmadan bitirebildiği yeni laptopunun üzerinde tüm yeteneği ile parmak boyaları ile bir sanat eseri oluşturmuş. Tahmin edersiniz resimde turuncu saçlı ve mor gözlü yavrumuzda varmış. Bunu gören adamcağız delirme ve cinnet evresinin kesişim noktasında gitget halindeyken ‘başlarım senin arkadaşına’ diyip, yapıştırmış tokatı. Buraya dikkat lütfen ‘ yapıştırmış tokatı’. Efsane olay çözücü işi bitirmiş. Adam etrafında kocişim, aşkitom cıkcıkım, muckmuckum diye dolaşan burjuvai kıro kadının yetiştirdiği yapay kızının mantık ve irade dışı davranışlarından nasıl bıkmışsa, atalarının

‘ Dayak cennetten çıkmıştır’

vecizesinin kerametiyle geceyi noktalamış.

Kız ağlayarak odaya koşarken hayali mor gözlü de topukları poposunda kaçmış gitmiş. Çocuk için hayal kırıcı, kadın için üzücü, adam için oh be dedirten bir son. Hikaye ilginç tabi hadi küçük kız üzülsün, sana ne oluyo be kadın niye üzülüyorsun diye sorunca aldığım cevap beni daha da şaşırttı. ‘ E Zeliha kaç yıldır bizimle yaşıyor, alışmıştım. Gidince boşluk oldu evde.’ Nadir olarak mavi ekran görüntüsü gözümün önüne gelir ama Onun ağlamaklı surat ifadesini görünce buram buram ‘ Pes artık’ kokan o ortamdan sandalyeyi hafifçe uzaklaştırmanın daha yararlı olacağını düşündüm.

Sonra annemi aradım.

‘ Söyle kızım.’

‘ Anne çocukken bana bir tokat atmıştın ya aklıma geldi. Teşekkürler.’

‘ Ne tokatı kızım. Yalan yalan konuşma, o abinle o kadar kudururdunuz gene elimi bile kaldırmazdım.’

‘ Neyse anne teşekkürler, bir faciayı önledin o gün. ‘

‘ Hangi tokatmış o?’

‘Tebeşirle saçımı boyadığım gün.’

‘ Ahhh sıpa kafalı, bit olacaktı kafanda az kalsın. Sonra uğraş dur.’

‘ Neyse teşekkürler.’

‘ Tokat attıktan sonra üzülmüştüm.’

‘ O zaman niye attın.’

‘ Sanki hiç dayak yemedin.’

‘ Niye dövüp üzülüyosun ki. ‘

‘ Ah be kızım analık işte, sinirlendirirdiniz döverdim ama sonra oturup ağlardım.’

‘ E dövme daha kolay değil mi?

‘ Kolay olurdu tabi, babanız olsaydı belki daha kolay olurdu.’

‘ Babam olsa dayak yemezdik yani.’

‘ Baban olsa ben gündüzleri onun bunun lafı altında ezilip elime geçen iki kuruş paranın hesabını yapmak zorunda kalmazdım. İstediğini kadar ayakkabı eskitebilirdi abin top peşinde, Önlüğünü, yakanı istediğin kadar kirletebilirdin. Saç tokanı kaybetmen ya da defterinden sayfa koparıp halı üzerinde saçma sapan dans etmen beni kızdırmazdı. Baban olsa benim sinirlenmek için sebebim pek olmazdı, olsa bile ona kızardım gene size birşey belli etmezdim. Size kızdığım her günün gecesi ikinizi de bağrıma basıp koklardım ağlayarak. Pişman olur kendime söz verirdim. Sabahları gülerek günaydın demiyeceksiniz diye korkardım.’

‘ Anne’

‘ Söyle.’

‘ Ağlıyomusun sen? ‘

‘ Biraz.’

‘ Seni Seviyorum’

‘ Bende kızım, seni seviyorum.’

‘ Anne’

‘ Efendim’

‘ Babam yok belki ama sen iyiki varsın.’

Hayallerime ara vermeme sebep olsa bile annem onlardan vazgeçmeme asla izin vermedi. Defterden iki boş sayfa koparıp ayakkabılarımı çıkarttım. Mesai çoktan bitmişti, ‘ Let it snow, let it snow, let it snow’ zamanıydı.

 

 

Gelecek,geçmiş,şimdi

Adım Süreyya. Bugün 9 Mart 2005. 14 ay sonra öleceğim. Yarın yaşanacak 419 günüm kalacak ve çoğunu yatakta geçireceğim, hatırlanmayacak 10080 saat. Yiğenim tam 12 yıl sonra, bu sözcükleri yazdığım kalemle, öykümü yazacak. Bazıları için çoktan mazi olmuşken, Süreyya’nın hikayesini dinleyecek birkaç kişi, bir masanın etrafında meraklı gözlerle, onun ağzından dökülen sözcükleri dinleyecekler. 48. doğum günüme 24 gün var. Abim bir çift zümrüt küpe alacak. 49. doğum günü hediyem bir hatıra defteri olacak. Defteri nereye koyduğumu unutacağım ve o defter ben belki de gittikten birkaç ay sonra bulunacak. 50. doğum günüm kutlanmayacak, ben buruk bir hatıra olacağım. Adım, gözyaşıyla hatırlanacak. İsimler, renkler,tatlar boşlukta gezinirken, Süreyya yavaş yavaş yok olacak. Üzüntüler annemin yüzüme bakıp ‘ben annenim’ demesiyle başlayacak. Cevap vermeyeceğim, kafamı çevirip camdan bakacağım. Annem, yüzüne dokunabildiği kızının aslında çok uzaklarda olduğunu anladığında acı içinde kahrolacak. Karşı koltukta sessizce oturup bana bakacak, ağlamayacak. Ben manzarası güzel camın önündeki bir sehpanın üzerindeki susuz kalan bir orkide gibi yavaş yavaş hayattan kopacağım. Önce beyaz çiçeklerim kuruyacak, sonra tek tek dökülecekler, yapraklarım dirensede bir süre sonra teslim olacaklar ve ben güzel manzaraya karşı tek başına dimdik duran bir gövde olacağım. Toprağım susuzluktan kuruyana kadar güzel manzaralı sehpanın üzerindeki çin porselenlerinin arkasına saklayacağım kendimi. Taki vazgeçilene dek. Gittiğim zaman pişmanlık hissetmeyeceğim. Pişmanlığın ne olduğunu hatırlamayı unutacağım. Esasında hatırlamayı unutarak veda edeceğim. Abim sorularına cevap vermediğim için bana kızacak. Komidinin üzerindeki pirinç çerçeveyi hırsa duvara doğru fırlatacak. Sonra pişmanlıkla yatağın kenarına diz çöküp, ellerimi öpecek. Hayatında ikinci defa çaresizlik yüzünden ağlayacak. Sonra alnıma bir öpücük konduracak ve arkasına bakmadan kapıdan çıkıp gidecek. Beni görmeye birdaha gelmeyecek. 50. doğum günümü abimle kutlayacağız. İkinci ziyaretinde ben mezarda olacağım ,o ise hediyemi usulca toprağın üzerine bırakacak ve hayatında üçüncü ve son defa pişmanlıktan ağlayacak. Birdaha pişman olmamak için, cebinden çıkardığı beylik tabancasıyla güzel Haliç’i arkasına alıp terki diyar eyleyecek. İki evladın acısıyla kahrolan zavallı anacığım, beş sene daha yaşayacak. Balkondaki en sevdiği üç çiçeğe babamın, benim ve abimin adını verecek. Bir sabah onları sularken abimin saksısı aşağı düşecek. Düşen saksıyı, kaldırımda yüzlerce parçaya savrulmuş halde görünce, yorgun kalbi vakti geldi diyerek babamın saksısının hemen yanı başında durduracak 85 yıllık mesaisini.

Çok trajik mi geldi size?

Olacakları tahmin edebilseydik, katlanmak zor olurdu bu hayata. Hiç pişmanlık duymazdık. Halbuki okuduğunuz en gerçek hikaye bir insanın gözlerindeki pişmanlıktır. Şimdi aynaya baktığımda, hikayemi tüm gerçekçiliği ile okuyabiliyorum. Okurken hüzünlendiren hikayelerden değil benimkisi. Bilakis mutluluk hikayeleri gibi. Sonu pek acıklı bitecek ama hüzün yok satır aralarımda. Verilen her şansı değerlendirildiği bir hayatın hikayesi.Çoğu kez anlaşılmadım yada anlaşılmak için çaba harcamadım. Aşık bile oldum, hem sevdim hem sevildim ne mutlu bana, sevdiğim adamı yol arkadaşı yaptım kendime, sonra bu uzun yolculuka yolluklarımızı bitirdik, doyuramadık ruhlarımızı. Birbirimize yetmez olduğumuz zaman, ufak siyah bavulu ile çıktı kapıdan. Giderken kapıyı o kadar hızlı kapattı ki, göz yaşlarının sesini duyamadım sadece hissettim. Kadınlığın tanrı hediyesi olduğu bu hayat bana pek lütufkar davranmadı. Bir kadın anne olana kadar çocuktur. Ben hep çocuk kaldım. Yol arkadaşım bir çocukla evli kalmaya alışamadı. Ben de çocukluğuma veda etmemek için hep direndim. Çünkü doğanın bahşetmediğine zorla sahip olunmaz. Giderken masanın üzerinde imzalamayı kabul etmediğim kağıtları da bıraktı. Akan göz yaşları masadaki kağıtlar için miydi yoksa vazgeçmenin burukluğu yüzünden mi hiç bilemedim. Önemi de yok. Hikayemin son kelimesi, son noktası o değildi. çevirdiğim bir sayfa olarak kaldı.

Şimdi ben ve çocuk halim balkonda oturuyoruz. Hava insanın içini titretecek kadar soğuk, üşemesin diye şalımı onun omuzlarına koydum, çocuk dilinde dertleşiyoruz. Ben sigara içiyorum, o bana şarkılar mırıldanıyor. Onun sesinin ahengi kalemimi dile getiriyor. Küs olduğum duygularımı çağırmak için ıslık çalıyorum yazarken. Islığımın sesi mart rüzgarıyla denize doğru savruluyor. Çocuk mırıldanıyor, mırıldandığı şey bir şarkı değil, yaklaşıyorum çocuğun dudakları soğuktu. Anlayamıyorum söylediklerini. Geri gelmeyecek herşey için göz yaşı dökmek istiyorum. Ellerim yüzümde, hıçkırık seslerim rüzgara karışıyor. Ben ağlıyorum, çocuk mırıldanıyor, rüzgar esiyor, annem, abim, sevdiğim adam, kadınlığım, çocukluğum, hayatım, anılarım, yaşanmışlıklarım, geleceğim, geçmişim ve şimdi.

 

 

 

Yazı Alıştırmalarına Başlangıç

Herkes günde 15 dakika yazabilir. Sadece şunu düşünün günde 15 dakika yaratıcı yazarlık, hayatınızı nasıl değiştirecek? Her gün 15 dakikanızı, kalem ve kağıda ayırarak, hevesli bir yazar adayından gerçek bir yazar kişisine dönüşebilirsiniz.

Peki ne yapmalı?

1- NE İLE YAZMALIYIM?
Öncelikle yazacak bir araç bulun. Kalem, kağıt, daktilo, günlük bilgisayar, Herhangi biri işe yarayacaktır. Pratiklik açısından bilgisayarı tercih ederim ama afili bir defter ve kalemin, mis gibi huzurlu bir ortamda insana hayal ettiremeyeceği yoktur.

2- ZAMAN ZAMAN ZAMAN
Unutmayın sadece 15 dakika. Telefonunuzdaki kronometreyi kullanablirsiniz yada http://e.ggtimer.com/15minutes işinizi görecektir.

Zaman, yazı alıştırması yapmak için önemli bir unsurdur. Neden mi?

  • ODAKLANIN

Sadece 15 dakika için kafanızdaki hikayeyi ve kelimeleri düşünün. Ara vermek yok. Hazır olduğunuzda yazmaya başlayın ve 15 dakika sonra arkanıza yaslanın şimdi kendinizle gurur duyabilirsiniz.

  • HADİ HADİ- KISITLI ZAMAN

Fikrinizi kelimelere dökmek için 15 dakikanız var. Bu kadar kısa zamanda ne kadar yazacağınızı merak ediyor olmalısınız.

  • HEDEFİ 12’ den VURUN,

15 dakika çok uzun bir süre değil. Ama her gün ayıracağınız kısacık süre, yazarlık kariyeriniz için büyük bir adım olacaktır. Kim bilir belki alışkanlık olacaktır ve birkaç ay sonra ’15 dakika Hikayeleri ile kitapçılarda yerinizi alırsınız.

3-YAZ YAZ YAZ
Yazmaya başlayın. Aklınıza gelen herhangi bir şey fikir olarak yazıya dökülebilir. Fikir konusunda özgürsünüz. Mesela yürüyüş yaparken rastladığınız, 60 yaşlarında, salıncakta sallanıp şarkı söyleyen kadın oldukça ilginç bir çıkış noktası olabilir.

Kim?Nerde?Neden? altın sorularınız olsun.

Aklınıza pek birşey gelmiyor olabilir. O halde aynaya bakın ve kendinizi yazın. Yada işe, okula gibip gelirken, gözünüze bir kurban kestirin ve hikayesini hayal edin. Hatta isterseniz kendinizle konuştuğunuz bir metin de yazabilirsiniz. Herhangi bir konu hakkındaki görüşleriniz.

Unutmayın hayal gücü kelimelerle birleştiğinde, tadında doyulmaz lezzetler ortaya çıkar.

Fikrinizi bulun ve iyi yazmalar 🙂

4-YAZILARINIZI BEKLETİN
Hikayelerinizi, yazdıktan birkaç gün sonra tekrar okuyun ve değiştirmek istediğiniz yerleri düzeltin.

5-PAYLAŞIN
Yazdıklarını mutlaka paylaşın. Unutmayın iyi bir yazar olmanın tek yolu yazmaktır. Kimse bir sabah uyandığında edebiyat dünyasına duayen olarak girmiyor. Hayat paylaştıkça güzel degil mi zaten?

Bol fikirli, iyi yazmalar. Unutmayın 15 dakika hayatınızı değiştirmeye yeter de artar bile.

Ait’siz

 

Göz yaşı ne renk? Siyah mı? Kırmızı mı? Acı ne demek? İnsanın canını ne acıtır? 

 

Hatırlıyorum kendimi.

 

Sadece ben varım. Esen rüzgarın mırıldandığı bir şarkıyım ben. Ruhum var ama bedenim yok. Anlatacak hikayelerim, söylenecek şarkılarım var. Hatırlamıyorum geçmişi, bugünü, geleceği de. Eve geldiler, şarkı söylüyordum. Mutluluğun ne olduğundan emin olmadan paylaştım insanların üzgün sevinçlerini. Üzüntüleri beni çevrelerdi. Onların kederi, dudaklarıma tebessüm, sesime engel oldu. Sonradan sessizleştim ama gülümsedim. Süslediler beni beyazla. Saçlarıma boncuklar taktılar, şarkılar söylediler ertafımda. Annem geldi. saçlarımı taradı usulca. Kahverengi saçlarımı. Tek kelime etse binbir parçaya ayrılacak değerli bir hatıra gibi tutuyordu parmaklarının arasında. Anne eli değdi saçlarıma, yumuşadılar, rahimdeki bebek gibi kıvrılıp, masumlaştı saçlarım omzumun iki yanına düşerken. Annemim gözyaşları şarkı söylüyordu, tararken onarı, sonra alnıma bir öpücük kondurdu, kırmızı örtüyle kapadı yüzümü. Ablam elime bir demet çiçek tutuşturdu özlemle, beyaz elbisemi düzeltti. Kadınlar şarkı söylemeye başladılar ağlayarak. Ağlamalarını istemezdim. Ben ağlamıyordum. Sonrası karanlık. Kapattılar tabutun üstünü. Batan güneş gibi ışıksızdım artık. Karanlıkta boncuklar sarıldılar bana, çiçeklerim ışık saçtı etrafa. Gözyaşının rengi yoktu, rüzgarın da bedeni. Benim de bedenim yoktu. Sadece şarkı mırıldanan ruhum vardı artık.

 

Şefin tavsiyesi: Naci en Alamo ( Vengo Sountrack) ile dinlensin.